14:58 - Bel Ağrısı Nasıl Geçer
14:44 - Moto Kurye Nasıl Olunur
14:39 - Et Yiyen Bakteri Vibrio Bakterisi
14:45 - Fatih Altaylı Kimdir
14:37 - Chobani Markası
14:23 - Kerem Aktürkoğlu Kimdir
14:58 - Kenelerden Nasıl Korunurum
14:35 - Kırım Kongo Kanamalı Ateşi KKKA
14:25 - Sıcak Havadan Korunma
20:05 - Mauro Icardi kimdir
Yağmurlu bir cuma akşamında, trafiğin kilitlendiği o yorucu saatlerde, belediye otobüsünün içi bunaltıcı bir kalabalıkla doluydu. Islak montları ve bitkin yüzleriyle herkes bir an önce evine ulaşmanın derdindeydi. Tam o sırada ön kapı güçlükle açıldı ve içeri Selma adım attı. Sekiz aylık hamileydi. Kucağında ağır bir hastane dosyası, yüzünde ise derin bir yorgunluk vardı. Otobüs her ani fren yaptığında sendelememek için metal tutacaklara sıkıca sarılıyor, nefes almakta bile zorlanıyordu.
Hemen ön taraftaki öncelikli koltuklarda, pahalı kıyafetler giymiş, bakımlı görünümlü yirmili yaşlarda üç genç oturuyordu. Ellerindeki son model telefonlara bakıp yüksek sesle konuşuyor, çevrelerindeki insanları umursamadan kahkahalar atıyorlardı. Selma, kendini toparlayıp onlara doğru hafifçe eğildi.
“Çocuklar, kusura bakmayın… Ayakta durmakta çok zorlanıyorum. Mümkünse biriniz yer verebilir mi?” diye nazikçe sordu.
Gençlerden biri telefonunu indirip Selma’ya soğuk bir bakış attı. Ardından arkadaşına dönüp küçümseyici bir gülümsemeyle konuştu:
“Abla, hamile kalmadan önce ulaşımı da planlasaydın. Biz sabahın erken saatinden beri çok önemli bir şirketin zorlu mülakatındaydık. Ayakta duracak halimiz kalmadı. Şimdi bir de senin için mi kalkacağız?”
Diğer genç de alaycı bir tavırla söze girdi:
“Eğer bu kadar zorlanıyorsan özel araçla gitseydin. Burası toplu taşıma, burada herkes aynı.”
Otobüste bulunan diğer yolcular bu sözlerden rahatsız oldu, hafif homurdanmalar duyuldu. Ama kimse bu saygısız gençlerle tartışmaya girmek istemedi. Selma’nın yüzü utançtan kızardı, gözleri doldu. Sessizce başını öne eğip biraz geri çekildi. Gençler ise bunu kendi zaferleri gibi görüp birbirlerine gururla baktılar.
Ardından yine yüksek sesle konuşmaya başladılar. Çok başarılı olduklarını, pazartesi günü Türkiye’nin en büyük şirketlerinden biri olan Karahanlı Şirketler Grubu’nda işe başlayacaklarını anlatıyorlardı. Gelecekte büyük yönetici olacaklarını, herkesin onlara hayranlık duyacağını ve yakında lüks arabalarla gezeceklerini böbürlenerek söylüyorlardı.
devamı sonraki sayfada…