14:58 - Bel Ağrısı Nasıl Geçer
14:44 - Moto Kurye Nasıl Olunur
14:39 - Et Yiyen Bakteri Vibrio Bakterisi
14:45 - Fatih Altaylı Kimdir
14:37 - Chobani Markası
14:23 - Kerem Aktürkoğlu Kimdir
14:58 - Kenelerden Nasıl Korunurum
14:35 - Kırım Kongo Kanamalı Ateşi KKKA
14:25 - Sıcak Havadan Korunma
20:05 - Mauro Icardi kimdir
Melis, babamı arkasında görünce önce afalladı ama hemen yüzüne o yapmacık gülümsemeyi takıp durumu toparlamaya çalıştı. “Aşkım, yanlış düşünüyorsun. O elbise zaten eskiydi, her an dağılacak gibiydi. Kızımızın o kıyafetle baloya gidip insanlara karşı mahcup olmasını istemedim. Ben sadece onun iyiliğini düşündüm. Hem aşağıda onun için seçtiğim o şahane elbise hazır,” dedi.
Babam bir anda sert bir sesle, “Yeter, sus!” diye çıkıştı. Sesi öylesine güçlüydü ki sanki evin içindeki hava bile değişti.
“Senin küçümsediğin o elbise, bu hayatta en sevdiğim kadından kalan son kokuydu,” dedi. “O, kızımın annesinden kalan en kıymetli hatıraydı. Sen sadece bir elbiseyi mahvetmedin. Bu evdeki anılara, saygıya ve sana karşı içimde kalan son tahammüle de zarar verdin.”
Melis’in yüzündeki kibir bir anda silindi. Geri çekilip titrek bir sesle, “Bir kıyafet yüzünden bana böyle davranamazsın. Ben senin eşinim,” dedi.
Babam ise hiç tereddüt etmeden, “Hayır, artık değilsin,” diye karşılık verdi. Sonra cebinden telefonunu çıkarıp avukatını aradı. Evlilik sözleşmesindeki kusurlu davranış maddesini devreye soktuğunu, Melis’in bu evlilikten hiçbir maddi kazanç elde edemeyeceğini açıkça söyledi.
Telefonu kapattıktan sonra Melis’e dönüp, “Şimdi odana çık, kartlarını burada bırak ve bu eve gelirken sahip olduğun birkaç eşyanı alıp hemen çık,” dedi.
Melis’in yüzü bembeyaz oldu. Birkaç saniye önceki o kendinden emin hali yok olmuştu. Ne diyeceğini bilemeden yalvarmaya başladı. Ağladı, af diledi, ama babamın kararında en küçük bir değişiklik olmadı. Onu kapıya kadar götürdü. Melis evden çıkıp gittiğinde, ardında sadece ağır bir sessizlik kaldı.
Kapı kapandıktan sonra ben, yırtılmış ve lekelenmiş elbiseye bakıp ağlamaya başladım. “Ama balo… Annemin elbisesi mahvoldu baba,” dedim.
Babam yanıma çöktü. Birkaç dakika önceki sertliği gitmiş, yerini yine o şefkatli hali almıştı. Gözyaşlarımı sildi ve hafifçe gülümseyerek, “Benim güzel kızım, gerçekten annenin en kıymetli hatırasını o kadının eline bırakacak kadar dikkatsiz olduğumu mu sandın?” dedi.
Ne demek istediğini anlayamamıştım. Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
Babam ayağa kalktı, odamdaki dolabın arkasındaki özel kasayı açtı ve içinden temiz, bembeyaz bir elbise kılıfı çıkardı. Fermuarını yavaşça açtığında nefesim kesildi. Annemin gerçek elbisesi karşımdaydı. Sapasağlam, tertemiz ve ışıl ışıldı.
Babam bana dönüp, “Melis’in eşyalara nasıl davrandığını çok iyi biliyordum,” dedi. “Bu yüzden haftalar önce annenin gerçek elbisesini güvendiğim bir terziye verdim. Az önce onun parçaladığı şey ise sadece benzer görünen ucuz bir kopyaydı. O, sana zarar verdiğini sandı ama aslında kendi sonunu hazırladı.”
O anda kendimi tutamadım, babama sarıldım. İkimiz de gözyaşları içinde birbirimize sıkıca sarıldık.
O gece annemin gerçek elbisesini giydim. Kumaş tenime değdiğinde, sanki annem bana dokunuyormuş gibi hissettim. Balonun yapıldığı salona girdiğimde herkesin bakışları bana çevrildi. O an sadece güzel bir elbise taşımıyordum; annemin sevgisini, babamın koruyuculuğunu ve kötülüğün karşısında iyiliğin kazandığını da üzerimde taşıyordum.
Benim için o gece sadece bir mezuniyet balosu değildi. Aynı zamanda karanlık bir günün ardından ışığa çıktığım, hayatım boyunca unutamayacağım bir başlangıçtı.