14:58 - Bel Ağrısı Nasıl Geçer
14:44 - Moto Kurye Nasıl Olunur
14:39 - Et Yiyen Bakteri Vibrio Bakterisi
14:45 - Fatih Altaylı Kimdir
14:37 - Chobani Markası
14:23 - Kerem Aktürkoğlu Kimdir
14:58 - Kenelerden Nasıl Korunurum
14:35 - Kırım Kongo Kanamalı Ateşi KKKA
14:25 - Sıcak Havadan Korunma
20:05 - Mauro Icardi kimdir
Henüz 26 yaşındayım fakat ruhumun büyük bir kısmı, çocukluğumun geçtiği o kimsesizler yurdunda kaldı. Sekiz yaşıma kadar defalarca farklı koruyucu ailelere verildim; her seferinde “uyumsuz” olduğum gerekçesiyle o kapılardan geri gönderildim. O yaşlarda bir çocuk için terk edilmek, sadece bir valiz dolusu eşyayla yer değiştirmek değil, hiç kimseye güvenmemek üzerine kurulu bir hayat dersidir.
Yeni yurduma geçtiğimde, çevreme ördüğüm duvarları kimsenin aşmasına izin vermeyecektim. Ta ki Arda ile tanışana kadar.
O sırada dokuz yaşındaydı ve tekerlekli sandalyesiyle hayatın içindeydi. Diğer çocuklar ona ya tuhaf bir acımayla bakıyor ya da iletişim kurmaktan kaçıyordu. O ise bu dışlanmışlığın ortasında, kitaplarının dünyasına sığınıyordu. İlk kelimeleri ben sarf ettim ve o an hayatımın rotası sonsuza dek değişti.
Arda; keskin zekası, mizah anlayışı ve sarsılmaz iradesiyle beni büyüledi. Dünyaya öfkeli değildi, aksine umut doluydu. Kısa sürede birbirimizin her şeyi olduk. Kimse bizi evlat edinip “ailesi” yapmadı ama biz kendi ailemizi birbirimizde kurduk. Aynı ekmeği böldük, aynı hayallere daldık.
18 yaşımızda o kapıdan dışarı adım attığımızda, cebimizde paramız değil ama birbirimize verdiğimiz sözümüz vardı. Mütevazı bir öğrenci evi tuttuk; o yazılımla uğraşırken ben garsonluk yaparak ay sonunu getirmeye çalıştık. Zamanla dostluğumuz derin bir aşka evrildi. Bir akşam balkonun serinliğinde elimi tutup, tek korkusunun beni yitirmek olduğunu söylediğinde; kaderimin onun kalbinde mühürlü olduğunu anladım.
Mezuniyetimizin ardından gelen o titrek ellerle yapılmış evlilik teklifine “evet” dedim. Sade, gösterişli olmayan ama samimiyetle parlayan bir düğünle evlendik. Yılların verdiği o derin yalnızlık hissi, o gece nihayet beni terk etmişti.
Ancak huzurum sabahın ilk ışıklarıyla birlikte çalınan kapıyla bölündü. Kapıda duran yabancı, ciddi tavrıyla Arda hakkında saklanan bir gerçekten bahsetti ve elime kalın bir zarf tutuşturdu. Mutfakta, ellerim titreyerek açtığım zarfın içinden çıkan fotoğraf her şeyi altüst etti.
Fotoğrafta Arda’ya tıpatıp benzeyen ama ayakta duran bir çocuk ve yanında varlıklı olduğu anlaşılan bir çift vardı. Arkasında ise şu not düşülmüştü: “Kerem Yalın – 2008”. Mektuptaki iddia ise kan dondurucuydu: Arda’nın aslında zengin bir ailenin kaçırılan veya kaybolan çocuğu “Kerem” olduğu yazıyordu.
devamı sonraki sayfada…