14:58 - Bel Ağrısı Nasıl Geçer
14:44 - Moto Kurye Nasıl Olunur
14:39 - Et Yiyen Bakteri Vibrio Bakterisi
14:45 - Fatih Altaylı Kimdir
14:37 - Chobani Markası
14:23 - Kerem Aktürkoğlu Kimdir
14:58 - Kenelerden Nasıl Korunurum
14:35 - Kırım Kongo Kanamalı Ateşi KKKA
14:25 - Sıcak Havadan Korunma
20:05 - Mauro Icardi kimdir
Gökkuşağından Gece Karasına: Bir Güven Hikayesi
Kırk iki yaşımda, aşkın o en saf ve yakıcı haliyle tanıştım. Kimseye haber verme gereği duymadan, sadece birbirimize verdiğimiz sözlerle hayatlarımızı birleştirdik. Onunlayken mutluluğu sadece hissetmiyor, adeta her hücremde yaşıyordum; üzerime titremesi, ruhumu okşayan o büyüleyici sözleri ve bitmek bilmeyen ilgisi beni dünyadan koparıp bambaşka bir diyara taşımıştı. İşten dönmesini, sanki asırlardır görüşmemişiz gibi bir heyecanla, kapı eşiğinde beklerdim. Saatlerce süren o derin sohbetlerimiz, kahkahalarımız… Aylarca süren kusursuz bir rüyanın içindeydik.
Ancak son zamanlarda, o kusursuz tablonun üzerine gölgeler düşmeye başladı. Önemli işlerini bahane ederek eve her gün biraz daha geç geliyordu. Başlarda bu durumu anlayışla karşılamaya çalıştım, geçici bir iş yoğunluğu diye kendimi avuttum. Fakat sabrımla sınandığım o akşamlar uzadıkça uzadı; bu yeni ve soğuk düzene istemeden de olsa alışmaya başlamıştım.
Derken, her kelimesine kefil olduğum en yakın dostumdan o meşum telefon geldi. Sesi titriyordu: “Şu an yine yolunu gözlüyorsun, değil mi?” dedi. Cevabım “Evet” olur olmaz, sözlerini bir tokat gibi yüzüme çarptı: “Daha fazla sessiz kalamam. Onu boşuna bekleme. Gerçeği kendi gözlerinle görmek istiyorsan, hemen ofisine git.”
O an sanki damarlarımdaki kan çekildi, ellerim ve ayaklarım buz kesti. Üzerime bir şey almayı bile akıl edemeden kendimi sokağa attım. Bir taksiye atlayıp adresi verdim, içimdeki o korkunç şüpheyle yarışarak ofise vardım. Binaya girdiğimde personelin o kaçamak ve acıyan bakışları, içimdeki fırtınayı daha da büyüttü. Hiç kimseyi dinlemeden, tüm gücümle o kapıyı açıp içeriye, gerçeğin tam kalbine daldım…
devamı sonraki sayfada…