14:58 - Bel Ağrısı Nasıl Geçer
14:44 - Moto Kurye Nasıl Olunur
14:39 - Et Yiyen Bakteri Vibrio Bakterisi
14:45 - Fatih Altaylı Kimdir
14:37 - Chobani Markası
14:23 - Kerem Aktürkoğlu Kimdir
14:58 - Kenelerden Nasıl Korunurum
14:35 - Kırım Kongo Kanamalı Ateşi KKKA
14:25 - Sıcak Havadan Korunma
20:05 - Mauro Icardi kimdir
Zindan Karanlığında Bir İnanç Abidesi: Muhsin Yazıcıoğlu’nun İbretlik Namazı
Bu anlatı, geçmişin tozlu ve sancılı sayfalarından ders çıkarmanın, insan onuruna sahip çıkmanın ve vatan sevdasının ne denli ağır bir bedeli olabileceğini hatırlatıyor. Gelecek nesillere ışık tutacak bu yaşanmışlık, inancın en zor şartlarda bile nasıl bir direnişe dönüştüğünü gözler önüne seriyor.
Koğuşa Gelen Genç ve Gizemli Mahkûm
Zindan kapısının gürültüsü, aralarına yeni katılan yorgun bir gencin gelişiyle son buldu. Genç adam, bitkinliğine rağmen vakur bir duruşla koğuşa selam verip kendine gösterilen köşeye çekildi. Koğuşun en kıdemli ve yaşlı mahkûmu, gencin simasındaki derin manayı ve selamındaki samimiyeti hemen fark etmişti. Genç adamın ilk ricası ise bir seccade ve kıble yönü oldu; ağır adımlarla ikindi namazına durdu.
“Kaza” Edilen Namazın Ardındaki Büyük Sır
İkindi namazı bitmesine rağmen genç adam, peş peşe namaz kılmaya devam ediyordu. Yaşlı mahkûm, merakla yanına yaklaşıp sordu: — “Evladım, ikindiden sonra nafile kılınmaz, nedir bu kıldığın?” — “Kaza namazı amca,” dedi genç, gözleri uzaklara dalarak. “Gözaltında kaldığım 29 günün kazası…”
Yaşlı adam şaşkınlıkla, “Sana namaz kıldırmadılar mı?” diye üsteleyince, gencin dudaklarından dökülen şu sözler koğuşu derin bir sessizliğe gömdü:
“Namazlarımı kıldım ama şartlarını yerine getiremedim. Abdest alacak su yoktu, duvarda teyemmüm ettim. Kıbleyi sordum, söylemediler; karanlıkta secde ettim. Ellerim ve ayaklarım bağlıydı, rükû yapamadım…”
İnsan Onurunun ve İnancın İmtihanı
Gencin sesi titremeye başladı, gözleri doldu ve hıçkırıklarını tutamayarak asıl acı gerçeği paylaştı: — “O 29 günün yarısında çırılçıplaktım amca… Yalvardım, ‘En azından namaz kılacak kadar örtünmeme izin verin’ dedim ama vermediler. Bileklerimden asılıyken, avret yerlerimi toparlamaya çalışarak kıldım namazlarımı. Şimdi söyle bana; bu namazları kaza etmem gerekmez mi?”
Gözyaşları ve O Sarsıcı Cevap
Yaşlı mahkûm, duydukları karşısında hıçkırıklara boğuldu. Gencin omuzlarından tutup sarsarak tarihe geçecek o cevabı verdi: — “Asla kaza etmeyeceksin evladım! Bilakis, o namazları bir madalya gibi göğsünde taşıyıp Hakk’ın huzuruna öyle varacaksın. Hayatında kıldığın en kıymetli namazlar onlar olacak!”
Ardından yaşlı adam, merakla sordu: — “Kimsin sen evladım, suçun neydi?” Genç adam, aynı vakur duruşla cevap verdi: — “Adım Muhsin Yazıcıoğlu… Suçum, vatanımı sevmek.”
Sonuç: Bu hikâye; inancın mekândan ve imkândan bağımsız olduğunu, en karanlık zindanların bile samimiyetle aydınlanabileceğini gösteren bir “şeref dersidir”.