14:58 - Bel Ağrısı Nasıl Geçer
14:44 - Moto Kurye Nasıl Olunur
14:39 - Et Yiyen Bakteri Vibrio Bakterisi
14:45 - Fatih Altaylı Kimdir
14:37 - Chobani Markası
14:23 - Kerem Aktürkoğlu Kimdir
14:58 - Kenelerden Nasıl Korunurum
14:35 - Kırım Kongo Kanamalı Ateşi KKKA
14:25 - Sıcak Havadan Korunma
20:05 - Mauro Icardi kimdir
Beni götürdüğü yer, onun başka bir ailesinin yaşadığı evdi. Kapı açılır açılmaz hayatım boyunca unutamayacağım bir manzarayla karşılaştım: Karşımda kucağında bir bebekle duran bir kadın ve yanında 3 yaşlarında bir çocuk vardı. Kadın bizi şaşkınlıkla süzerken ben olduğum yere çakılıp kalmıştım.
Kadın, zoraki bir nezaketle “Hoş geldiniz” dedi. Gözlerindeki acı ve hayal kırıklığı net bir şekilde okunuyordu. Ben hâlâ şaşkınlık ve sessizlik içindeyken, eşim, hiçbir şey olmamış gibi kadına dönüp, “Bu hanım benim eşim” dedi. Bu cümleyle birlikte adeta içimde bir deprem koptu. “Ben zaten eşiyim, peki bu kadın kim?” diye düşündüm. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
Kadın da belli ki her şeyin farkındaydı, ama benim gibi o da bu duruma sessizce boyun eğmişti. Yüzünde sessiz bir kabullenme vardı. Oturmamız için yer gösterdi. Ayakta duracak halim yoktu, ama oturmak da istemiyordum. Yine de kendimi bir kanepeye bıraktım. Adam hiçbir şey olmamış gibi çocuklarıyla ilgilenmeye başladı, sanki bana gösteriş yaparcasına.
“Bu kadına ne diyeceksin? Beni buraya neden getirdin?” diye haykırmak istedim ama sesim çıkmadı. Bir süre sonra fısıldayarak sordum: “Bu kadın kim?”
Adam, bana dönüp soğukkanlı bir şekilde, “Bu benim diğer karım. O da benim eşim. Bundan sonra birbirinizi tanıyacak, iyi geçineceksiniz. İkiniz de benim karımsınız” dedi.
Bu sözler, beynimden vurulmuşa dönmeme sebep oldu. Hayatımın en büyük şokuydu. Ailemi, her şeyimi arkamda bırakarak güvendiğim adamın, beni bir kâbusun içine sürüklediğini o an anladım. Benim için yeni bir hayat, bir kâbusa dönüşmüştü.
“Sen… Bunu bana nasıl yaparsın?!” diye haykırdım. Kendimi tutamıyordum; gözyaşlarım yanağımdan süzülüyordu. “Beni kandırdın, bana yalan söyledin!”
Adam ise hiç istifini bozmadan, “Bu bizim geleneğimiz,” dedi. “Ben seni seviyorum. Ama onu da seviyorum. Ve hepiniz benim ailemsiniz. Bunu kabul etmek zorundasın.”
Kadın sessizce bizi izliyordu; yüzünde acı dolu bir ifade vardı. O da belli ki bu duruma alışmıştı. İçimden bir ses onun da bir zamanlar benim gibi kandırılmış olduğunu söylüyordu.
Birkaç saat orada oturdum. Hiçbir şey anlamıyor, hiçbir şey hissedemiyordum. Bu adamı hâlâ seviyor muydum? Yoksa sadece alışkanlık mıydı? Beni bu kadar aşağılayan bir adamı affedebilir miydim?
Sonunda eve döndük. Yol boyunca tek kelime etmedim. Adam da sessizdi, ne yapacağımı merak ediyordu belli ki. Eve geldiğimizde odama kapandım. Uzun süre düşündüm. Ailemi karşıma alıp bu adam için her şeyimi bırakmıştım. Şimdi onlara dönmek, tüm bu olanları anlatmak zorundaydım. Ama bir yandan da bebeğim vardı. Kendi kanımdan bir canlıyı bu adamın ailesinden uzak büyütmek istiyordum.
Gecenin bir yarısı kalktım ve ailemi aradım. Annemin sesi telefonda titriyordu. “Ne oldu kızım, iyi misin?” diye sordu. Ağlayarak, hıçkırarak her şeyi anlattım. Annem ağlayarak, “Hemen dön buraya. Seni ve torunumuzu burada bağrımıza basarız. Bırak o adamı, dön evine,” dedi.
Ertesi sabah kararlı bir şekilde evi terk ettim. Bir taksiye bindim ve annemin evine doğru yola çıktım. Bu süreçte ne kadar zorlanacağımı biliyordum, ama artık kendime bir söz vermiştim: Asla kimsenin beni bu kadar değersiz hissettirmesine izin vermeyeceğim.
Yıllar geçti. Çocuğumu kendi başıma büyüttüm. İlk başlarda zor oldu, ama sonra hayatım düzene girdi. Kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğrendim. Geçmişte yaşadığım o acı, beni daha güçlü bir kadın yaptı. Şimdi geriye dönüp baktığımda, her şeyin bir ders olduğunu görüyorum. Ve biliyorum ki, insanın en büyük gücü kendi içinde saklıdır.