14:58 - Bel Ağrısı Nasıl Geçer
14:44 - Moto Kurye Nasıl Olunur
14:39 - Et Yiyen Bakteri Vibrio Bakterisi
14:45 - Fatih Altaylı Kimdir
14:37 - Chobani Markası
14:23 - Kerem Aktürkoğlu Kimdir
14:58 - Kenelerden Nasıl Korunurum
14:35 - Kırım Kongo Kanamalı Ateşi KKKA
14:25 - Sıcak Havadan Korunma
20:05 - Mauro Icardi kimdir
Bu hikayede herkes kendi sesini duyurdu, bir tek ben sessizliğe gömüldüm. Oysa yaşadıklarımın en yakın tanığı ve anlatıcısı bendim. Eşimin hastalığı yıllar içinde sinsice yayıldı. Başlangıçta önemsiz bir rahatsızlık gibi görünse de zamanla derinleşti, dalları kök saldı. Bu süreçte hem bedeni hem de ruhu benden uzaklaştı. Aramızda ne sevgi ne de ilgi kırıntısı kaldı. Bir kadın olarak elbette ihtiyaçlarım vardı, ancak hiçbirini dile getirmedim. Çünkü o benim hayat arkadaşımdı ve hastalığı onun tercihi değildi. Bu nedenle yıllarca içime attım her şeyi. Geceleri yastığım gözyaşlarımla ıslanırdı ama kimsenin bundan haberi olmazdı. Zihinsel engelli canım kızım ise bambaşka bir sorumluluktu benim için. Dünyalar güzeli, kalbi pırıl pırıl bir çocuktu. Bir gün yanıma gelip, “Anne, internette biriyle tanıştım ve onunla evlenmek istiyorum,” dediğinde ilk başta büyük bir korku hissettim. Ancak genç adamla tanıştığımızda sergilediği nazik ve saygılı tavırlar içimi bir nebze olsun rahatlattı. Tanışıp konuştuk ve kısa süre sonra nişanlandılar. Bir gün damat adayı bana dönerek, “Sizi çok sevdim. Sanki bir ailem yok gibi, düğüne kadar sizinle kalabilir miyim?” diye sordu. Eşimle durumu değerlendirdik ve o da kabul etti. Başlangıçta her şey olağandı. Sohbet ediyor, kitaplar üzerine konuşuyor, yemek yaparken bana yardımcı oluyordu. Uzun zamandır hissetmediğim bir ilgiyle karşılaşıyordum. Ancak bu ilginin farklı bir boyutta olduğunun da farkındaydım. Benim gibi hayatını başkalarına adamış, olgun bir kadın için bu kadarı fazlaydı. Kabul etmeliyim ki, içimde uzun zaman önce kurumuş bir çiçek, o birkaç nazik sözle yeniden canlanmış gibiydi. Bir süre sonra eşim köydeki ailesini ziyaret etmek zorunda kaldı. Kızım da nişanlısıyla pek ilgilenmiyor, sürekli arkadaşlarıyla vakit geçiriyordu. Evde baş başa kaldık. O gün kendimi çok yorgun hissediyordum. Başım ağrıyordu, biraz dinlenmek istedim. Gözlerimi kapattım… ancak içimde tarifsiz bir huzursuzluk vardı. İşte o an, o beklenmedik an yaşandı. Gözlerim kapalı olmasına rağmen bir şeyin yaklaştığını sezdim. Üzerime çöken bir karanlık gibiydi. Gözlerimi açtığımda şokla karşılaştım. Damat adayı üzerime eğilmiş, bana bakıyordu. Gözlerinde ürkütücü bir ifade vardı. Korkuyla, “Ne yapıyorsun sen?” diye sordum. Cevap vermedi. Yüzüme öyle bir baktı ki, sanki bir yabancı değil… sanki tanıdık biriydi. Hatta sanki ben onun hakkıymışım gibi bir bakıştı bu. Hızla yataktan kalktım, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken “Çık git buradan!” diye bağırdım. Önce tereddüt etti, sonra alaycı bir şekilde gülümsedi. “Sadece konuşmak istemiştim,” dedi. Ama o sesin tonunda bile bir tehdit seziliyordu. Hızla kapıya yöneldim ve kendimi sokağa attım. Sokak lambalarının loş ışığı altında, yapayalnız ağlayarak yürümeye başladım. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Ertesi gün yaşadıklarımın hepsini eşime anlattım. Yüzüme bile bakmadan, “Abartıyorsun,” dedi. Kızım da beni suçladı. Damat adayı ise bana iftira attığını iddia etti. Ne kadar yalvarsam, ne kadar anlatmaya çalışsam da… Kimse bana inanmadı. Sonunda kendi evimden, kendi yuvamdan ayrılmak zorunda kaldım. Aylar geçti… Sessizliğe alıştım, ama yalnızlığa asla. Şimdi küçük bir odada yaşıyorum. Bazen duvarda asılı duran eski bir fotoğrafa takılıyor gözüm. Üçümüz yan yana gülümsüyoruz. O mutlu ana geri dönmek istiyorum ama artık mümkün değil. İçimde onarılmaz bir kırıklıkla yaşıyorum. En çok da anlaşılmamış olmanın derin acısıyla. Sadece şunu bilmenizi istiyorum: Ben kimsenin kötülüğünü istemedim. Sadece sevilmek, değer görmek istemiştim. Ama kalbimi açtığım her insan, beni biraz daha karanlığa itti. Belki bu hikaye hüzünlü bir sonla bitti ama içimde hala minicik bir umut kırıntısı var: Acaba bir gün karşıma çıkıp da gerçekten “Seni anlıyorum,” diyecek biri olur mu? Bilmiyorum… Ama umutla bekliyorum.