SON DAKİKA

Replikler
01 Ekim 2026 - 12:24 'de eklendi ve 275 kez görüntülendi.

15 Yıl Boyunca Elif’ten Haber Alınamadı: Herkes Onu Kayboldu Sanıyordu

Tam 15 yıl boyunca Elena Marković’nin bir daha asla geri dönmeyeceğine inanıldı. Kimileri genç kızın kendi isteğiyle evden ayrıldığını düşündü. Başka birileri ise tanımadığı biriyle karşılaşıp onun peşinden gittiğini öne sürdü. Küçük kasabanın monoton yaşamından bunalan Elena’nın kendisine yeni bir hayat kurmak için ortadan kaybolduğu fikrini savunanlar da vardı.

Ancak küçük kardeşi Nikola, bu ihtimallerin hiçbirini kabul etmedi.

Elena ortadan kaybolduğunda Nikola henüz yedi yaşındaydı. Ablası ise 16 yaşında, sakin ve içine kapanık bir genç kızdı. Nikola, Elena’nın kendisine baktığında yüzünde beliren sıcak gülümsemeyi hiç unutmamıştı. Ablasının kıyafetlerine küçük beyaz çiçekler işlemesi de onun en belirgin alışkanlıklarından biriydi. Bu işi annesi Milena’dan öğrenmişti. Elbiselerinin kollarına, çantasına hatta eski atkısına bile üç küçük beyaz çiçek işlerdi.

Nikola, Elena’nın kaybolduğu günü yıllar geçmesine rağmen bütün ayrıntılarıyla hatırlıyordu. Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağan yağmuru, mutfakta gözyaşlarına boğulan annesini ve sokaklarda kızının adını haykırarak arayan babası Dragan’ı…

Bir de salonda sessizce oturan dedesi Milan’ı.

Milan o gün yalnızca, “Belki de başka bir hayat istemiştir,” demişti.

Nikola bu cümleyi hiçbir zaman unutmadı ve hiçbir zaman da inanmadı. Çünkü ona göre Elena, kardeşine veda etmeden çekip gidecek biri değildi.

Yıllar ilerledikçe arama çalışmaları sona erdi. Sokaklardaki kayıp ilanları yağmur ve güneş altında soldu. Polis ekipleri artık aileyi ziyaret etmiyor, komşular da Elena’nın adını eskisi kadar sık anmıyordu.

Fakat Milena için zaman hiç ilerlememişti.

Kızının odası, Elena’nın kaybolduğu günkü haliyle bırakıldı. Kitapları masanın üzerinde duruyor, mavi ceketi kapının arkasında asılı kalıyor, aynasının üzerinde ise yılların biriktirdiği toz tabakası giderek kalınlaşıyordu.

Milena her gece aynı cümleyi tekrarlıyordu:

“Benim kızım bir gün eve dönecek.”

Aradan 15 yıl geçti.

Bu kez aileyi başka bir ölüm bir araya getirdi. Milan hayatını kaybetmişti. Cenazeye gelenlerin sayısı azdı. Onu tanıyanlar Milan’ı sert mizacı, mesafeli tavırları ve değişime kapalı düşünceleriyle hatırlıyordu.

Nikola cenazede annesinin yanında dururken dikkatini çeken bir ayrıntı oldu. Milena, Elena’nın ardından 15 yıl boyunca gözyaşı dökmüştü. Ancak Milan’ın ölümü karşısında gözlerinden tek bir damla yaş bile süzülmedi.

Cenazenin ardından Nikola ve babası Dragan, Milan’ın eski evine giderek geride bıraktığı eşyaları toplamaya başladı.

Ev uzun süredir kapalı kalmıştı. İçeride yoğun bir toz, eski ilaçlar ve açılmamış pencerelerden yayılan ağır bir koku vardı. Kalın perdeler odaları karanlığa gömüyor, duvarlardaki eski aile fotoğrafları zamanla eğrilmiş halde duruyordu.

Nikola, Milan’ın yatak odasına girdiğinde açıklayamadığı bir huzursuzluk hissetti.

Dragan çekmeceleri boşaltırken Nikola yatağın üzerindeki örtüleri kaldırmaya başladı. Tam o sırada yatağın bir tarafının diğerinden daha yüksek olduğunu fark etti. Şilteyi kenara çekti.

İlk gördüğü şey birkaç eski gazeteydi.

Ardından pembe renkli bir kumaş parçası gözüne çarptı.

Nikola’nın kalbi hızlandı. Elini uzatıp kumaşı dikkatlice bulunduğu yerden çıkardı.

Yıllar içinde rengi solmuş, kirlenmiş ve neredeyse parçalanacak hale gelmiş eski bir kadın iç çamaşırıydı.

Fakat kumaşın bir köşesinde dikkat çeken bir ayrıntı vardı.

Üç küçük beyaz çiçek.

Nikola’nın nefesi kesildi. Bu çiçekleri tanıyordu. Elena’nın kıyafetlerine yıllarca işlediği, annesi Milena’dan öğrendiği o üç küçük beyaz çiçek…

Nikola’nın elleri titremeye başladı.

“Baba…”

Dragan dönüp oğluna baktı.

“Ne oldu?”

Nikola kumaşı ona uzattı.

“Bence… bu Elena’nın.”

Dragan birkaç saniye boyunca kumaştaki işlemelere baktı. Yüzündeki ifade bir anda değişti.

Ardından tek bir cümle kurdu:

“Hiçbir şeye dokunma.”

Yaklaşık 20 dakika sonra Milan’ın evinin önünde polis araçları vardı.

Komiser Jelena Petrović eve girdiğinde olayın niteliği tamamen değişmişti. Burası artık yalnızca yıllar önce hayatını kaybetmiş bir adamın eski evi değildi. 15 yıl önce kaybolan bir genç kızın dosyasıyla bağlantılı olabilecek bir suç mahalliydi.

Kısa süre sonra Milena da eve geldi.

Pembe kumaşı gördüğü anda olduğu yerde kaldı. Ne bağırdı ne de ağladı. Sadece kumaşa baktı.

Bu sessizlik, herkesin dikkatini çekti.

Milena sonunda güçlükle konuşabildi:

“Bu Elena’nın…”

Ardından kumaştaki işlemeleri gösterdi.

“Bu çiçekleri onunla birlikte ben işlemiştim.”

Polis ekipleri evin her köşesinde ayrıntılı bir arama başlattı. Saatler süren çalışmanın ardından bir memur, eski bir yastık kılıfının içerisine saklanmış kahverengi bir defter buldu.

Komiser Jelena defteri eline aldı ve sayfaları çevirmeye başladı.

İlk birkaç satırı okuduktan sonra yüzündeki ifade değişti.

Başını kaldırıp arka pencereye baktı.

“Bahçede bir kulübe var,” dedi.

Gece yarısına doğru ekipler bahçedeki eski kulübeye ulaştı. Paslanmış asma kilit kırılarak kapı açıldı.

İçeride ilk bakışta olağan dışı hiçbir şey yoktu. Eski aletler, tahta parçaları ve yıllardır kullanılmadığı belli olan eşyalar ortalıkta duruyordu.

Ancak polisler zemindeki tahtaları kaldırmaya başladığında ortam bir anda sessizliğe büründü.

Tahtaların altında gizlenmiş bir kapak vardı.

Kapak açıldığında aşağıya doğru inen dar bir merdiven ortaya çıktı.

Merdivenlerin sonunda ise tamamen karanlığa gömülmüş odalar bulunuyordu.

Komiser Jelena fenerini açarak ilk basamağa adım attı. Nikola ise kulübenin girişinde, aşağıda ne olduğunu anlamaya çalışarak bekliyordu.

Tam o sırada aşağıdan bir polis memurunun sesi yükseldi:

“Komiserim! Buraya gelmeniz gerekiyor!”

Jelena hızla merdivenlerden aşağı inmeye başladı.

Birkaç saniye sonra aşağıdan gelen sesi duyuldu…

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
SON DAKİKA