14:58 - Bel Ağrısı Nasıl Geçer
14:44 - Moto Kurye Nasıl Olunur
14:39 - Et Yiyen Bakteri Vibrio Bakterisi
14:45 - Fatih Altaylı Kimdir
14:37 - Chobani Markası
14:23 - Kerem Aktürkoğlu Kimdir
14:58 - Kenelerden Nasıl Korunurum
14:35 - Kırım Kongo Kanamalı Ateşi KKKA
14:25 - Sıcak Havadan Korunma
20:05 - Mauro Icardi kimdir
İstanbul’un tarih kokan Balat semtinde, her sabah Arnavut kaldırımlı dik yokuşları tırmanarak görev yaptığım okula ulaşırım. Ben Selma; yirmi yedi yaşında, idealleri olan dört yıllık bir öğretmenim. Çalıştığım okul, eski bir yapının restore edilmesiyle ortaya çıkmış, biraz rutubetli ama içinde binlerce hayalin yeşerdiği bir yuvaydı. Maddi açıdan pek de ferah bir hayatım yoktu; 43.000 TL’lik maaşım, 180.000 TL’lik öğrenim kredisi borcumun kesintileri ve İstanbul’un astronomik kiraları arasında adeta eriyip gidiyordu.
Tüm bu zorluklara rağmen sınıfıma girdiğim an dünya değişirdi. Bir de okulumuzun sessiz kahramanı Kemal Efendi vardı. 70’li yaşlarına merdiven dayamış, yüzü semtin kadim binaları gibi derin çizgilerle kaplı, vakur ve bilge bir temizlik görevlisiydi. Pek kelam etmez; sabahın köründe gelir, çayı demler ve elinde kovasıyla sınıfları pırıl pırıl yapardı. Kimse onu pek umursamazdı ama benim gözüm her zaman Kemal Efendi’nin ayakkabılarına takılırdı.
Kışın dondurucu soğuğu Balat’ın kapısına dayandığında, Kemal Efendi’nin ayağında rengi gitmiş, tabanı gövdesinden ayrıldığı için siyah bantlarla defalarca sarmalanmış dökük bir çift kundura vardı. O çamurlu yokuşları, su alan o pabuçlarla nasıl geçtiğini düşündükçe içim sızlardı. Bantlar koptukça cebinden bir rulo çıkarır, sabırla tekrar yamardı. Kendi borçlarım ve boş cüzdanım bir kenarda dursun, onun bu hali benim en büyük derdim olmuştu.
Bir gün dayanamayıp öğrencim Mert’i bir oyunla yanına gönderdim ve ayak numarasının 42 olduğunu öğrendim. O hafta sonu, tüm bütçemi sarsacağını bilerek Eminönü’nün yolunu tuttum. Mahmutpaşa’dan 3.200 TL vererek su geçirmeyen, içi kürklü, en kalitelisinden bir bot aldım. O ay sadece makarna yiyeceğimi biliyordum ama Kemal Amca’nın ayaklarının ısınacak olması her şeye değerdi. Pazartesi sabahı kutuyu, üzerine “Güzel günlerde giy Kemal Amca” yazan isimsiz bir notla çay ocağına bıraktım. Bu sessiz iyiliğin gizli kalacağından emindim.
Ancak o akşam, hayatımın akışını değiştirecek o hadise yaşandı. Saat dokuz sularında dökük evimin kapısı çalındı. Karşımda, her zamanki temizlikçi önlüğü yerine, kusursuz kesimli kaşmir bir palto giymiş Kemal Efendi duruyordu. Bantlı pabuçlarının yerinde ise pırıl pırıl deri ayakkabılar vardı. O an, gördüğüm kişinin aslında kim olduğunu ve hayatımın nasıl bir dönemece girdiğini henüz idrak edememiştim.
devamı sonraki sayfada…