14:58 - Bel Ağrısı Nasıl Geçer
14:44 - Moto Kurye Nasıl Olunur
14:39 - Et Yiyen Bakteri Vibrio Bakterisi
14:45 - Fatih Altaylı Kimdir
14:37 - Chobani Markası
14:23 - Kerem Aktürkoğlu Kimdir
14:58 - Kenelerden Nasıl Korunurum
14:35 - Kırım Kongo Kanamalı Ateşi KKKA
14:25 - Sıcak Havadan Korunma
20:05 - Mauro Icardi kimdir
Kızımın kaybolmasının üzerinden beş yıl geçmişti, bir sabah kapıyı açtım ve eski bir kot ceketle sarılı bir bebek buldum. Cebinde bir not olduğunu fark ettiğimde, o notun tüm soruları cevaplayacağını düşündüm. Ancak o not, beni kızımın benim bilmediğim yaşamına ve babasının gömdüğü karanlık sırlara götürdü.
Bir an için rüya gördüğümü sanmıştım.
Saat sabah altıya yaklaşıyordu. Üzerimde hala sabahlığım vardı, saçlarım dağınıktı ve bir elimde soğuyan kahvemle donakalmıştım.
Kapıyı açmıştım çünkü birisi zili hızlıca ve sertçe çalmıştı; aceleyle, kimseye görünmeden bir şey yapmak isteyenlerin yaptığı gibi.
Verandada bir bebek vardı.
Oyuncak bebek değil, gerçek bir bebekti ve gözlerini kırpıştırarak bana bakıyordu.
Rüya görüyorum sandım.
Eski bir kot cekete sarılıydı.
Dizlerim sanki çözülmüş gibi oldu. O ceketi tanıyordum.
O ceketi, kızım Canan’a on beş yaşındayken almıştım. O zaman gülerek, “Anne, bu eski parfüm gibi kokuyorsa buna antika demek olmaz,” demişti.
Kahvemi öyle hızlı bırakmıştım ki, kahve yere döküldü. “Aman Tanrım!”
Bebek bir elini serbest bırakıp, yere çömeldim ve parmaklarımla yanağını okşadım, sonra elimi hafifçe göğsüne koyarak derin bir nefes alıp almadığını hissetmeye çalıştım.
O ceketi tanıyordum.
Bebek sıcacıktı ve sessizdi.
“Tamam,” dedim, sanki ona değil de kendime söylüyormuşum gibi. “Tamam, tatlım. Ben buradayım.”
Bebek sepetinin içinde sımsıkı uyuyordu.
Onu kaldırıp içeri taşıdım.
Beş yıl önce, kızım on altı yaşındayken birdenbire kaybolmuştu.
devamı sonraki sayfada…