14:58 - Bel Ağrısı Nasıl Geçer
14:44 - Moto Kurye Nasıl Olunur
14:39 - Et Yiyen Bakteri Vibrio Bakterisi
14:45 - Fatih Altaylı Kimdir
14:37 - Chobani Markası
14:23 - Kerem Aktürkoğlu Kimdir
14:58 - Kenelerden Nasıl Korunurum
14:35 - Kırım Kongo Kanamalı Ateşi KKKA
14:25 - Sıcak Havadan Korunma
20:05 - Mauro Icardi kimdir
Benim eşim Mehmet, 62 yıl süren evliliğimizin ardından geçen ay uykusunda hayatını kaybetti. Onunla tanıştığımda ben sadece 18 yaşındaydım, o benden bir yaş büyük ve hayatımda gördüğüm en güvenilir insandı. Bir yıl süren tanışıklığımızın ardından hemen evlendik ve iki oğlumuz, üç torunumuz oldu. Yıllar boyu bazı küçük tartışmalar yaşasak da, sevgimiz, sadakatimiz ve birlikte geçirdiğimiz zamanla dolu bir hayat sürdük. Bu yüzden, onun benden sakladığı bir sırrı olabileceği aklıma hiç gelmemişti. Cenaze günü cami hınca hınç doluydu; ailemiz, arkadaşlarımız, komşularımız… herkes Mehmet’i son yolculuğuna uğurlamak için oradaydı. Tören sırasında ayakta durmaya çalıştım ama içimdeki boşluk o kadar büyüktü ki, bacaklarım titriyordu. İnsanlar camiden çıkmaya başladığında, daha önce hiç görmediğim bir genç kız içeri girdi. Yaklaşık 12-13 yaşlarında olan bu kız, bana doğru yaklaşarak, “Mehmet Bey’in eşi misiniz?” diye sordu. Başımı sessizce salladım. Kız, elindeki zarfı bana uzatarak, “Eşiniz bunu cenazesinde size vermemi istedi” dedi. Ne olduğunu anlayamadan hızla arkasını dönüp çıktı. Durup soru sormama fırsat bile bulamadım. Zarfı çantama koydum ama içimde tuhaf bir huzursuzluk büyümeye başladı. Eve döner dönmez, zarfı açtım. İçinden Mehmet’in el yazısıyla yazılmış bir mektup ve eski bir anahtar çıktı. Mektubu okumaya başladım: “Sevgilim, bunu sana yıllar önce söylemeliydim, ama yapamadım. Altmış beş yıl önce gömdüğümü sandığım bir sır var. Ancak o sır hayatım boyunca peşimi bırakmadı. Gerçeği öğrenmeyi hak ediyorsun. Bu anahtar şehir dışındaki bir garajı açıyor. Orada seni bekleyen bir şey var. Umarım beni affedebilirsin.” Kalbim hızlıca çarpmaya başladı. Mehmet’le 62 yıl geçirmiştim ve böyle bir şeyin ondan saklanmış olabileceğine inanmak istemiyordum. Ama merak ve korku içimi sardı. Paltomu giyip dışarı çıktım ve taksiyle mektuptaki adrese gittim. Garajlar, şehir dışında, eski bir sanayi bölgesindeydi. 122 numaralı garajı bulduğumda ellerim titriyor, kalbim hızlı atıyordu. Anahtarı kilide sokup kapıyı açtım. İçerisi tozlu ve terkedilmişti. Ortada örümcek ağlarıyla kaplanmış büyük bir sandık vardı. Sandık neredeyse benim boyum kadardı. Yavaşça yaklaşıp kapağındaki tozu sildim ve açtım. Sandığın içinde bir çocuk yatağı, eski oyuncaklar, sararmış fotoğraflar ve bir kutu vardı. “Allah’ım… Mehmet, sen ne yaptın?” diye fısıldadım. Kutuyu açtığımda eski mektuplar ve bir doğum belgesi buldum. Belge, yaklaşık 65 yıl öncesine ait bir kız çocuğunun adını taşıyordu. Babasının adı ise Mehmet olarak yazılıydı. O an, her şey bir anda anlam kazandı…
devamı sonraki sayfada…