SON DAKİKA

Replikler
14 Mayıs 2026 - 15:32 'de eklendi ve 1 kez görüntülendi.

Etrafındakiler onu…

Toz ve Gururun Gölgesinde: Yıldıztepe’nin Sessiz Muhafızı**

“Sağır mısın be adam? Çekil yolun ortasından! Alay geçiyor, yolu aç!” Yıldıztepe Meydanı’nın kuytu bir köşesinde, atıkların arasında kendine yer bulan adam, bakışlarını yavaşça yerden kaldırdı. Gözleri yorgunluğun perdesiyle örtülü olsa da, duruşunda kelimelerle anlatılamayacak bir haysiyet saklıydı. Darmadağın saçları ve yılların yükünü taşıyan nasırlı elleriyle kasabalılar için o, yalnızca “Bayrak Mezbunu”ndan ibaretti.

Bu adamın yaşamını anlamlı kılan tek bir dürtüsü vardı: Ne vakit bir resmi kıyafet görse ya da askeri bir adım sesi duysa, benliği görünmez bir emirle şaha kalkardı. Eski ayakkabılarının topuklarını birbirine çarpar, çelikten bir disiplinle selama durur ve çatallı sesiyle yankılanırdı: “Toprak kutsaldır, düşmana yar olmaz!” Sokaktaki çocuklar onun bu halini bir eğlence malzemesi yapar, dükkan sahipleri onu kapılarından sürgün ederdi. Bazıları ise haddini aşan bir pervasızlıkla ona taş savurur, sarsılmaz ciddiyetiyle alay ederdi. Kimse onun hangi fırtınayla buraya sürüklendiğini, hangi geçmişi sırtında taşıdığını sormazdı. O, kavurucu güneşin altında, egzoz dumanı ve fırın kokuları arasında dolaşan bir Yıldıztepe hayaletiydi.

### **Meydandaki Onur İmtihanı**

Günün ilerleyen saatlerinde, bir tezgahın yanındaki meyve artığına uzanırken Mehmet Usta’nın sert sesiyle sarsıldı. “Yıkıl karşımdan!” feryadına gücenmek yerine, sanki cephenin en ön safındaymış gibi toparlandı. Sızlayan eklemlerine inat, bir yay gibi gerildi: “Emriniz başım üstüne komutanım! Siperimiz namusumuzdur, geçit verilmeyecektir!” Kalabalığın uğultulu gülüşleri arasından gelen bir taş, şakağını yardı. Süzülen kanın sıcaklığına rağmen duruşundan milim sapmadı. Bakışları, meydandaki saatin tepesinde rüzgarın insafına terk edilmiş, solgun ve yıpranmış bir Türk bayrağına çivilendi. Bir hışımla direğe tırmanıp bayrağı avuçlarının arasına aldı. Onu kalbinin üzerine bastırırken, dudaklarından o sarsılmaz ant döküldü: “Rengimiz solmaz, hilalimiz yere inmez!”

### **Çelikten Bir Karşılaşma**

Tam o dakikalarda, sirenlerin tiz sesi kasabanın durağan havasını dağıttı. Yaklaşan ne bir hasta taşıyıcı ne de sıradan bir devriyeydi; Tümgeneral Kemal Arslan kasaba sınırlarına giriyordu. General, cephelerin sert mizacını çehresinde taşıyan, disiplinden ödün vermeyen bir askerdi. Kolluk görevlisi Rıza, “deli” diye yaftaladığı adamı “Huzur kaçırma!” diyerek hırpalayarak geri itti. İki polis arasında savrulan adam, yaşadığı hırpalanmışlığa karşın yeniden o meşhur vaziyetini aldı: “Hudut güvenliği sağlandı, komutanım!”

Konvoy yavaşça ilerlerken, General Kemal Arslan’ın tecrübeli gözleri kalabalığın içinde bir noktaya odaklandı. Alnından kan sızan, üstü başı perişan ama duruşu bir harp okulu birincisinden daha keskin olan o figürü fark etti. Adamın sadece omuzları değil, tüm ruhu dimdikti. O kirli ellerle verilen, hatasız ve nizami selam, General’in zihnindeki tozlu bir dosyayı; şehit düştüğü sanılan bir kahramanın suretini uyandırdı. O anda, meydandaki tüm gürültüyü bıçak gibi kesen ve zamanın akışını durduran o ses yükseldi…

devamı sonraki sayfada…

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
SON DAKİKA