14:58 - Bel Ağrısı Nasıl Geçer
14:44 - Moto Kurye Nasıl Olunur
14:39 - Et Yiyen Bakteri Vibrio Bakterisi
14:45 - Fatih Altaylı Kimdir
14:37 - Chobani Markası
14:23 - Kerem Aktürkoğlu Kimdir
14:58 - Kenelerden Nasıl Korunurum
14:35 - Kırım Kongo Kanamalı Ateşi KKKA
14:25 - Sıcak Havadan Korunma
20:05 - Mauro Icardi kimdir
Oğlumun cenazesi için Erzurum’a giden uçakta oturuyordum. Tam o sırada pilotun sesini duydum ve bir anda onunla kırk yıl önce tanıştığımı fark ettim. Oğlunu son yolculuğuna uğurlamak için yola çıkan Meral’in bu yolculuğu, hoparlörden yükselen tanıdık bir sesle bambaşka bir anlam kazandı. Acıyla başlayan bu seyahat, beklenmedik bir şekilde geçmişin kapılarını araladı ve bana, kayıpların ortasında bile hayatın yeniden bir anlam bulabileceğini hatırlattı.
Benim adım Meral. Altmış üç yaşındayım. Geçtiğimiz ay, oğlumu toprağa vermek için Erzurum’a gitmek üzere bir uçağa bindim. Yanımda Mehmet vardı. Elini dizine koymuş, parmaklarını durmadan oynatıyordu; sanki içindeki düğümü çözmeye çalışıyor gibiydi. O her zaman bir çıkış yolu bulan, ne olursa olsun bir çözüm üreten adamdı. Ama o gün… bana bir kez bile ismimle seslenmedi.
Daracık koltukta yan yana otururken, karşımda yıllarımı geçirdiğim eşimden çok, uzaklaştığım bir yabancı varmış gibi hissediyordum. İkimiz de aynı acıyı yaşıyorduk ama yasımız farklı yönlere akan iki ayrı nehir gibiydi; birbirine yaklaşmadan, sessizce ilerliyordu.
Bir süre sonra bana dönüp alçak bir sesle, “Biraz su ister misin?” diye sordu. Sanki bu küçücük soru, içimde kopan fırtınayı durdurabilirmiş gibi.
devamı sonraki sayfada…