Bir Alacakaranlık Gecesi

Zengin iş adamı henüz evlendiği güzel, alımlı eşiyle son model ciplerinde yağmurlu, puslu bir havada..

Bir Alacakaranlık Gecesi

Ormanlık alandan dağ evlerine balayının ikinci bölümünü kutlamak için giderler. İçerdeki sıcak sohbeti, dışardaki kasvetli hava bozar. Şimşekler olanca gücüyle çakarak içeriye ürperti salar. Her şimşek çakısı havanın aydınlanmasıyla gelin yerinden zıplar. Neyse ki emniyet kemeri kafasının tavana çarpmasını engeller. Eşinin teskinleri sonuç vermez. İnanılmaz gürültüyle bu kez cip de sarsılır. Adam: “Eyvah, lastik patladı. Tam da sırasıydı. Bu yağmurda olacak iş değil,” der. Aracı dağ yolunun en virajlı bölümünde kenara yanaştırır. Dağ evi epey uzaktadır.

Patlayan lastiği değiştirmekten başka çaresi yoktur. Eşine dönerek: “Sakın araçtan inme. Ben hallederim. Üstelik yağmur iyice bastırdı,” der. Kadın aracın içinde tek başına kalmaktan korksa da bu havada dışarıya çıkmanın akıl kârı olmadığını anlar. Adam el frenini iyice çeker, aracın motorunu kapatır; ancak ışıkları kapatmaz. Araçtan iner inmez lastik değiştirme takımını komple patlayan sağ arka lastiğin yanına fırlatır. Önce bijonları (vida) söker. Krikoyla lastiği kaldırırken yüksek sesle eşine korkmamasını yan aynadan bakarak söyler. Lastiği iyice kaldırıp çıkarır. Yedek lastiği getirip takar. Az önce yere bıraktığı bijonları alıp teker teker takar. Sıkmak için bijon anahtarı için kafasını kaldırmadan etrafına bakınır.  Eşinin bacaklarını görür: “Ben sana bu havada inme demedim mi? Madem indin ayağının dibindeki bijon anahtarını ver,” der.  Kadın hiç konuşmadan bijon anahtarını uzatır. Adam dengeli olmaları için önce hepsini biraz sıkar. Bijonlar daha sıkı olsun diye güç almak için yarı doğrulup yön değiştirirken yan aynadan eşinin arabada olduğunu görür. Sağına bakar kimsecikler yoktur.

Bijon anahtarını takılı bırakıp doğrulur. Hemen eşinin yanına gidip sırılsıklam vaziyette kapıyı açar. Eşi irkilir. Eşinin hiç ıslanmadığını görünce araçtan inmediğini anlar. Korkmasın diye yaşadıklarını anlatmaz. Hiçbir şey söylemeden kapıyı kapar. Bir müddet donakalır. Kaldığı yerden devam eder. Krikoyu indirip alelacele malzemeleri toplar. Dağ evine kadar ağzını bıçak açmaz. Bu kez her ikisi de korkarak eve girerler. Hazır şömineyi yakıp ısınırlar. Şehirden getirdikleri yiyeceklerle karınlarını doyururlar. Adam eşinin omzundan pencereye gözü ilişir. Bir gölgenin geçtiğini görür. Bir anda şömine söner. İçeriyi duman kaplar. Bacanın kapandığını düşünürler. Isıtıcı takarlar. Beş dakika sonra elektrikler kesilir. Kadın, “Bu kadarına da pes doğrusu. Sanki biri bizi peşimizden kovalıyor,” der. Adamda şimşekler çakar. Eşinin biri dediği aracının lastiğinin patladığı yerde kapı açılarak virajdan uçup ölen karısı olabilirdi. Bir müddet sonra: “Kesinlikle odur,” diye düşünmeye başladı. 

Burak RAHAT

YORUM EKLE