Yürek Burkan Veda: “Yıllarını Verdikleri İnsanlar Tarafından Bir Huzurevi Köşesine Terk Edildiler.”
Eşiklerde Kalan Bakışlar: Bir Bekleyişin Sessiz Anatomisi
Telefonun diğer ucundaki ses o kadar uzaktan geliyordu ki, kulaklarım onu tanımakta bir anlık tereddüt yaşadı. Zaman, anıları bile soldurmuştu sanki. Büyük oğlumun “Anne, nasılsın?” diyen sesi, göğüs kafesimde aylar süren o ağır sessizliği bir bıçak gibi yardı. Kalbim, yerinden çıkacakmışçasına çırpınmaya başladı. Nihayet beklediğim o nefes ulaşmıştı bana ama sevinç, yerini hemen buruk bir sızıya bıraktı.
“İyiyim evladım,” dedim, boğazımdaki o koca yumruğu güçlükle yutarak. Oysa iyilik denilen şey, bu dört duvarın neresine saklanmıştı? Birkaç saniye süren o koyu sessizliğin ardından derinden bir nefes aldı; “Seni merak ettik… Her şey yolunda mı?” diye sordu. Gözpınarlarım çoktan taşmıştı ama onlara karşı hala “ayaktayım” imajını korumalıydım. “Yolunda oğlum, çok iyi bakıyorlar bize,” dedim. Vicdanlarını rahatlatmak, üzerlerine bir nebze huzur serpmek istedim. Zira gerçeği söylesem ne değişecekti? Beni bu ıssızlıktan çekip alacaklar mıydı?
Sözler ve Ertelenen Umutlar
Konuşmanın devamı, alışık olduğum o “geçerli” mazeretlerle doluydu:
“İşler Biraz Karışık”: Gelememe gerekçesi yine aynıydı. “En kısa sürede yanındayız,” dedi, ama o sürenin ucu hep açıktı.
Son Veda: “Seni seviyoruz, hoşça kal,” dedi ve ses kesildi. Telefon elimde bir taş gibi ağırlaştı. İçimde devasa bir boşluk, etrafımda ise alışıldık bir sessizlik peydah oldu.
Merhametli Bakışlar: Yanımdaki hemşirelerin yüzündeki o tanıdık acıma duygusunu gördüm. Onlar bu dramın defalarca sahnelenmiş seyircileriydi, ben ise başrolünde yaşlanan kahramanı.
Zamanın Tekdüze Dansı
Yatağıma döndüğümde odanın o ruhsuz, beyaz ışığıyla yine baş başa kaldım. Günler birbirinin kopyasıydı; saatler birbirine dolanıyor, zaman bir balçık gibi ağır ilerliyordu. Tek sığınağım hayallerimdi. Bir gün o kapı aniden açılacak, evlatlarım içeri girecek ve “Haydi anne, evimize gidiyoruz,” diyeceklerdi. Bu hayalin ince dalına tutunarak nefes alıyordum. Ancak ne telefon çaldı bir daha, ne de kapı o beklediğim şekilde gıcırdayarak açıldı.
Bahçedeki Bilgelik: Nurten Hanım
Bir sabah serinliğinde bahçedeki o küçük banka sığındım. Kuşların cıvıltısı beni yıllar öncesine; çocuklarımın parklarda koşuşturduğu, kahkahalarının havada uçuştuğu o altın zamanlara götürdü. Tam o esnada yanıma Nurten Hanım oturdu. Buranın sessiz şahidi…
“Buraların böyle olduğunu bize kimse anlatmamıştı, değil mi? Hep birilerini gözleriz ama hayat bizi hep bekletme odasında tutar,” dedi.
O an içimde bir şeylerin kırıldığını, koptuğunu hissettim. Belki de kimse dönmeyecekti. Beklemekle geçen bir ömrün son durağı, yine beklemek olacaktı. Ama yine de her sabah uyandığımda ilk işim o kapıya bakmak olmaya devam edecek. Çünkü beklemek, umudun son kırıntısı; yaşama tutunmanın tek bahanesiydi. Ve bir gün, kim bilir…

